|
Yalova’nın Osmanlı topraklarına katıldığı dönemde, İzmit Körfezi’nin güney kıyıları boyunca, Yalak Dere batısında kalan kısım ile Armutlu Yarımadası’nda Rum ve Ermeni nüfus hakimdi. Yörenin Türk hâkimiyetine girmesi ile birlikte, Müslüman Türk nüfus giderek arttı. Kırım Savaşı (1853–56), Osmanlı-Rus Savaşı (1877–78), Osmanlı-Yunan Savaşı (1897), Balkan Savaşı (1911–13), Birinci Dünya Savaşı (1914–18), Kurtuluş Savaşı (1919–23) sırasında, bunların arasındaki devrelerde ve Cumhuriyetin ilânından sonra, Yalova çevresinde büyük nüfus değişiklikleri meydana geldi. Yunanistan’dan, Bulgaristan’dan Yugoslavya’dan, Romanya’dan ve Kafkaslardan bölgeye gelenler oldu.
Birbirini takip eden muhtelif devrelerde, göçmen olarak gelenler boş sahaları süratle doldururken bazı unsurlarda göç ederek veya mübadele ile bu topraklardan ayrıldılar.
Sosyal yapıdaki bu karmaşanın yanında, Yalova kent merkezi de sivrisinek yatağı olduğundan yerleşim için tercih edilen bir yer değildi. Hatta bazı köylerin nüfusu, kent merkezinden fazlaydı.
Yalova merkezi, kısa bir süre Bursa, uzun yıllar Kocaeli İli Karamürsel ilçesine bağlı nahiye ve kasaba olarak kaldı.
Atatürk, 1929 yılında Yalova’ya geldiğinde, burası Karamürsel’e bağlı küçük bir nahiyeydi.
Yalova nahiyesi, Atatürk’ün gelişinden sonra, 9 Aralık 1929 tarih (Kabul Tarihi: 2 Aralık 1929) ve 1533 sayılı Kanun’la Kaza haline getirilerek İstanbul Vilayetine bağlandı.
Yalova Kazası 6 Haziran 1995 tarihinde 550 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İl statüsü kazandı ve Türkiye’nin kodlu ili oldu.
|